Asci Fok
Hindistan İndia Baharat | Aşçı Fok ]

Hindistan İndia Baharat

Hindistan İndia Baharat

Paratha denilen katmere benzeyen yağlı hamur ve sütlü çay kokuyor her yer.

Sütlü çayı hiç beğenmedim. Paratha fena değil, ilk yediğimde çok sevdim fakat bütün sokaklar yanık yağ kokusuyla ağırlaşınca iki üç gün içinde bıkıverdim...

Buralarda beni en çok rahatsız eden şey kötü kokular ve doğal olarak sokaklara akıtılan pis su kanalları, sinek ve mikrop yuvaları, hiç susmayan korna sesleri... Eline araba, motor ve riksa geçiren herkes korna manyağı oluyor. Trafik hiç yok. Bütün şoförler biribirinin üzerine sürüp köşeye sıkıştırmayı güç gösterisi olarak yaşıyor veya bana öyle geliyor, bu trafik anlayışı onların eb doğak hali olabilir. Bindiğim her aracın şoförüne içimden birkaç yüz kez odun fırlattım, hem de tam kafasına, zıvanadan çıkardılar iyice...

Sokaklara istediğiniz kadar çöp atabilir, tükürüp boğazınızı temizleyebilirsiniz! (Rehberim, büyük ve küçük tuvaletini yapanları da göreceğimi söylemişti, çok şükür henüz böyle bir şey olmadı) Benim gibi sakin biri bile her dakika sövüp saymakla meşgul, hem de yüksek sesle! Galiba sinirlerim iyice gerildi yolculuğumun bu noktasında.

Lahore'da 3 gün kalmayı planlıyorduk, fakat: Hindistan sınırına bu kadar yakınlaşmışken ne gereği var dedik ve acele bir turla bir buçuk gün içinde görülecek yerleri geziverdik. Badsahi Camisi ve Sarayı, Lahore Kalesi, Food Street denilen yeme içme sokağı vs... Riksaya binmeye iyice alıştım. Önceleri popomu kaldırıp ayağımı atmakta zorlanıyordum ama açlık sofuluğu bozduruyor, ine bine alıştım...

Artık sınır geçme konusunda uzmanlaştım! Pakistan Hindistan sınırı Lahore'a sadece 45 dakika. Benzer seremoniler devam ediyor, önce çıktığınız ülkenin gümrüğü, daha sonra da giriş yaptığınız ülkenin ki.

Hindistan'a girdiğimizde öğleden sonra saat 3 filandı. Saat dörtte de gümrük kapıları kapanıyormuş. Bunları niye mi anlatıyorum? Çok ilginç bir sınır törenine tanık olduk da onun için. Saat 5.5 gibi her iki ülkenin tampon bölgesinde insanlar toplanıyorlar (binlerce insan, öğrendiğimize göre her gün beş bin civarında). Kendi özel marşları çalınıyor dev gibi hoparlörlerden. Ve ilginç giysili askerler biribirlerini adeta dövercesine şak şuk sesleri içinde selamlıyorlar, bu biraz yarı gösteri gibi bir selamlaşma ve bayrak indirme töreni.

''Baharat mataji'' (Hindistan anamızdır) ve ''jay'' (zafer) sesleri içinde coşkulu bir topluluk.

Hep bir ağızdan "Baharat matajii" (Hindistan=memleket anamızdır)

Hindistan'ın burada kullanılan adı BAHARAT! İlk duyduğumda çok şaşırdım, sokaklarda televizyonlardan sürekli baharat sözcükleri duyuyordum, ben de "aman ne çok baharat tüccarı var habire baharat yolundan söz ediyorlar" deyince öğrenmiştim bildiğimiz baharatın Hindistanın adı olduğunu.

Hindistan'da ilk şehrimiz Amritsar. Hindistan'a Kuzey Batı istikametinden kara yolu ile gelenlerin kullandıkları, tek sınır kapısı görevini üstlenmiştir Amritsar. Sınıra sadece yarım saat mesafede.

Ayağımızın tozuyla doğruca Altın Tapınak’ta alıyoruz soluğu. Pakistan'ın Pencap'ı bitti şimdi Hindistan'in Pencap'ı başladı. İşte Pencap eyaleti ve meşhur Altın Tapınak ve de korkunç görünümlü Sihhler...

Sihhlerin görüntüsü evlere şenlik. Kafalarında sandal gibi kocaman sarıklarıyla, pencabi kıyafetleriyle hiç kesmedikleri sakalları ve de kılıçlarıyla kafa kesici cellatlar gibiler... Bu sıcakta o koca sarıkları nasıl taşıyorlar kafalarında hayret! İlk gördüğümde epey ürkmüştüm.

Altın Tapınak’a girmezden önce biraz stres durumları yaşadım, Altın Tapınak’ın bir kilometre yakınına kadar sigara içmek yasakmış!!! İşte bunu hiç sevmedim, yine de yiğitliğe çamur sürmemek için sesim çıkmıyor...

Koskoca tapınağın dış kapısında ayaklarımızın mecburi içinden geçtiği uzun ve sığ havuzlar var... Tabi önce ayakkabı ve terliklerimizi emanetçiye veriyoruz kapıda. Emanetçide görev yapanlar gönüllü kişilermiş. Günlük yaşamında doktor, mühendis, iş adamı vs.. olan işgüç sahibi insanlar hayrına burada çalışıyorlarmış belirli zamanlarda. Çıplak ayaklarımız suyla yıkanınca pek hoşuma gitti.. (Hatta elimden gelse ayak havuzunda daha çok kalmak isterdim sürekli akan temiz sularla oynamak için) Öyle ya günlerce botlarımın içinde hapsolmuş zavallı ayaklarım hala normale dönemedi. Tapınakta çok uzun bir süre kaldık. Burada hizmet etmek gönüllü işi, ben de bulaşık yıkamaya yardım ettim 10 dakika kadar..

Meşhur Altın Tapınak, gecenin karanlığında gerçekten ışıl ışıl parlayan altından bir mabed. Etrafı sularla çevrili, uzaktan bakılınca daha küçükmüş gibi görülüyor. Asıl tapınağa girmeden önce kazanlar içinde pişen irmik helvaları tutuşturdular elimize küçük yapraklar üzerine konmuş olarak. Bu helvaları hiç yemeden bir süre dolaştırdık insan selinin arasında... Altın Tapınak’ta özel bir tören yapılıyordu rahipler tarafından, çok ilginçtir müzik aletlerinin çıkardığı ayin müziği neredeyse bir kilometre kare olan tüm alana yayılıyor. Harmoniumun çıkardığı sesi sevdim, kulağım çabuk alıştı.

İç kapıya geldiğimizde elimizdeki helvaların tam yarısını bir başka kazana aldılar, yarım helvalarla devam ettik tavafımıza bu arada tapınağın üst katlarına çıktık ve sürekli kutsal kitap okuyan rahipler ve meditasyon yapan insanlar gördük, aralarında batılı turistler de vardı.

Altın Tapınak çok büyük, Hindistan'ın ve dünyanın her yerinden sayısız insanı gece gündüz ağırlıyor... Bedava yemek veriliyor ve yine bedava yatacak yerde var. İlk başta belki yatarız diyorduk fakat, benim sigara krizim tutunca üç-dört saat sonra çıkmak zorunda kaldık. Ama; Altın Tapınakta, kutsal yemekten yemeyi ihmal etmedik. Dhal adı verilen bir çeşit yeşil mercimek yemeği ve koyu renk çavdar unundan yapılmış yufka ekmeğinden (Çapati) oluşan kutsal yemeği yemek için belirli sıralar halinde, upuzun sıralanmış yer kilimlerinin üzerine oturmak gerekiyor.

Yer sofrası gibi fakat, en az ellişer kişilik uzun sıralar halinde sekizer onar sıra insan var, yüzümüz tapınağa dönük olarak oturuyoruz. Görevlilerin hepsi gönüllü kişilermiş, sırayla önümüze tenekeden bir tas ve kaşık bırakıyorlar. Ardından taslara mercimek lapası koyuyor başkası, yine ardından biri su dağıtıyor, ondan sonra bir başkası da yufka ekmeği veriyor yerlerde oturan insanlara. Doyuncaya kadar yemek serbest.

Bu, sofra kurup toplama işi 24 saat hiç aksatmadan devam ediyor Altın Tapınakta. Sofraların bir ucuna oturulurken diğer ucundan kalkılmış olunuyor ve bu yemek yenilen bina birkaç kat, kapıdaki görevliler izdaham olmasın diye kapıdan içerdeki doluluk oranını kontrol ediyorlar. Salon dolunca diğer bir yemek salonunu işaret ediyorlar, nedense pek konuşmuyorlar işaretlerle yönlendiriyorlar insanları.

Aynı anda binlerce kişi dolaşıyor Altın tapınakta, öyle bir düzen ve sessiz akış var ki, sanırsınız söz birliğiyle uygulanan bir ittifak var ortada.

Beni şaşkına çeviren Bu yolculuk tüm harareti ile devam ediyor, yorgun ve heyecanlıyım.....

18 Mart 2004 Amritsar-Hindistan
Yolculuk: 6




 

 

 

 
5 Nisan 2008 Cumartesi

8676 okunma

Aşçı Fok
Nurdan ÇAKIR TEZGİN



Son Yazılarım